| 個人檔案]|I{•------» SAYFAMA HOŞ...相片部落格清單 | 說明 |
]|I{•------» SAYFAMA HOŞGELDİNİZ «------•}I|+●¨^¨●+ คşк özlє๓ คאгเlเк.๓เzคђ שє єğlєภςє +●¨^¨●+ ® ηє мυтℓυ тüякüм ∂ιуєηє
İSTİKLAL MARŞI KORKMA, SÖNMEZ BU ŞAFAKLARDA YÜZEN AL SANCAK; SÖNMEDEN YURDUMUN ÜSTÜNDE TÜTEN EN SON OCAK. O BENİM MİLLETİMİN YILDIZIDIR,PARLAYACAK; O BENİMDİR, O BENİM MİLLETİMİNDİR ANCAK. ÇATMA,KURBAN OLAYIM, ÇEHRENİ EY NAZLI HİLAL! KAHRAMAN IRKIMA BİR GÜL! NE BU ŞİDDET BU CELAL? SANA OLMAZ DÖKÜLEN KANLARIMIZ SONRA HELAL... HAKKIDIR, HAKK'A TAPAN, MİLLETİMİNDİR İSTİKLAL! BEN EZELDEN BERİDİR HÜR YAŞADIM, HÜR YAŞARIM. HANGİ ÇILDIN BANA ZİNCİR VURACAKMIŞ? ŞAŞARIM! KÜKREMİŞ SEL GİBİYİM, BENDİMİ ÇİĞNER, AŞARIM. YIRTARIM DAĞLARI, ENGİNLERE SIĞMAM, TAŞARIM GARBIN AFAKINI SARMIŞSA ÇELİK ZIRHLI DUVAR, BENİM İMAN DOLU GÖĞSÜM GİBİ SERHADDİM VAR, ULUSUN,KORKMA! NASIL BÖYLE BİR İMANI BOĞAR, "MEDENİYET!" DEDİĞİN TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR? ARKADAŞ! YURDUMA ALÇAKLARI UĞRATMA,SAKIN. SİPER ET GÖVDENİ, DURSUN BU HAYASIZCA AKIN. DOĞACAKTIR SANA VA'DETTİĞİ GÜNLER HAKK'IN... KİM BİLİR, BELKİ YARIN, BELKİ YARINDAN DA YAKIN. BASTIĞIN YERLERİ "TOPRAK!" DİYEREK GEÇME, TANI: DÜŞÜN ALTINDAKİ BİNLERCE KEFENSİZ YATANI. SEN ŞEHİT OĞLUSUN,İNCİTME,YAZIKTIR ATANI: VERME, DÜNYALARI ALSAN DA BU CENNET VATANI. KİM BU CENNET VATANIN UĞRUNA OLMAZ Kİ FEDA? ŞÜHEDA FIŞKIRACAK TOPRAĞI SIKSAN, ŞÜHEDA! CANI,CANANI, BÜTÜN VARIMI ALSIN DA HUDA! ETMESİN TEK VATANIMDAN BENİ DÜNYADA CÜDA. RUHUMUN SENDEN, İLAHİ,ŞUDUR ANCAK EMELİ: DEĞMESİN MABEDİMİN GÖĞSÜNE NAMAHREM ELİ. BU EZANLAR-Kİ ŞAHADETLERİ DİNİN TEMELİ- EBEDİ YURDUMUN ÜSTÜNDE BENİM İNLEMELİ. O ZAMAN VECD İLE BİN SECDE EDER -VARSA-TAŞIM, HER CERİHAMDAN, İLAHİ, BOŞANIP KANLI YAŞIM FIŞKIRIR RUH-I MÜCERRED GİBİ YERDEN NA'ŞIM; O ZAMAN YÜKSELEREK ARŞA DEĞER BELKİ BAŞIM DALGALAN SEN DE ŞAFAKLAR GİBİ EY ŞANLI HİLAL! OLSUN ARTIK DÖKÜLEN KANLARIMIN HEPSİ HELAL. EBEDİYEN SANA YOK, IRKIMA YOK İZMİHLAL: HAKKIDIR, HÜR YAŞAMIŞ, BAYRAĞIMIN HÜRRİYET; HAKKIDIR, HAKK'A TAPAN, MİLLETİMİN İSTİKLAL! MEHMET AKİF ERSOY ![]() ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE ««------คşк------»»
Gurbetteyim diye kendini üzme Gönül dinlemez deyip bana kızma, Bekle sevgilim SANA DÖNECEĞİM Su olup heryerde çoğalma Sevdiğin gurbette diye sakın ağlama Dönmez deyip sakın benden vazgeçme Bekle Sevgilim MUTLAKA DÖNECEĞİM Gözden uzakta kıymet bilinmez Mektup gelmeyince cevap verilmez Güzel Gözlüm sensiz hayat çekilmez Bekle Birtanem DÖNECEĞİM
Gündüzüm dert gecem aile, Ben yanmışım aşk ile Abdal olup düştüm dile Resulullah'ın aşkıyla Daldım gül bahçelerine Hayran oldum güllerine D üştüm hicaz çöllerine Ben can VOLKAN'ın aşkıyla Medine yoluna çıktım Gül bahçelerine baktım Divane Gönlümü yaktım Resullullah'ın aşkıyla
Gül bahçesinde geçse de ömrüm , Senin üstüne gül koklamam gülüm! Seni koklamak olsa da ölüm , İnan uğrunda ölmeye değersin gülüm Gördüğüm en güzel rüya senin olduğun, Duyduğum en derin sevgisenin eserin, Gördüğüm en güzel dünya senin gözlerin, Ve kurduğum en güzel hayal sensin. Mehtap sularda gümüşten bir iz bırakırken, Gökte yıldızlar parlıyordu. Yalnız kaldığım günler ve geceler, Kalbim her yerde seni arıyordu. Sen yollara yürürsen , çiçekler de yürür, şaşarım gülüşünün ardından güneş doğmazsa, Bir çocuk kapıları kırıp kırlara koşmazsa, Sen ufuk çizgisinin düşüncesiyle özgür, Gülüşü ışık olupta yüzüme akan düş, Sen uzak kıyıların adamı, Sen benim yüreğimde açan gülsün.. Sevgilim yalan söylersem sana, kopsun ve mahrum kalsın dilim Sana " SENİ SEVİYORUM" deme bahtiyarlığından sevgilim, Yalan yazarsam sana kurusun ve mahkum kalsın elim ,okşayabilmek saadetinden seni Sevgilim yalan söylerse sana gözlerim iki damla gözyaşı gibi avuçlarıma aksınlar Ve göremesinler seni birdaha.
Hangi sevgili var ki, senin kadar duyarsız ve kalpsiz? Ve hangi sevgili var ki, benim kadar çaresiz? Hangi ayrılık var ki, böyle kanasın ve böyle acısın? Ve hangi taş yürek var ki, benim kadar ağlasın? Hangi gün karar verdin, küt diye çekip gitmeye? Hangi lafım dokundu sana, böyle inceden inceye? Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren? Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren. Hangi kırılası eller dolanır, kırılası beline? Hangi rüzgar şarkı söyler, o ay tanrıçası teninde? Hangi çirkin gerçek uğruna, tükettin güzel ütopyamızı? Hangi boşboğazlara deşifre ettin, en mahrem sırlarımızı? Hangi cama kafa atsam? Hangi kapıyı omuzlayıp kırsam? Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam? Bende bu sersem başımı, karakolun duvarına vursam. Kendimi caddeye atıp, arabaların altına savursam. Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür? Hangi şekil öldürmez de, ömür boyu süründürür? Kayıp ilanı mı versem, şehir şehir dolanmak yerine? Ödül mü koysam, ölü veya diri seni bulup getirene? Hangi ayrılık var ki, böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın? Hangi cam kesiği var ki, böyle musluk gibi içime damlasın? Hiç sanmam! ... Hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz! . Feriştah olsa, böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz. Hangi mübarek dua, Hangi evliya tesir eder, seni döndürmeye? Hangi aptal mazeret ikna eder, ateşimi söndürmeye? Olur mu be! . olur mu? Bu da benim gibi adama yapılır mı? Aşk dediğin mendil mi? Buruşturup bir kenara atılır mı? VEFA bu kadar basit mi? Alınır mı? Satılır mı? Hangi hırsız çaldı, seni yırtık cebimden? Hangi pense kopardı bizi birbirimizden? Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini? Hangi çöpçü süpürdü yerden bütün izini? Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı? Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı? Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti? Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti? Dağ gibi adamı eze eze! ..... Hangi anası tipli parlak çömeze, Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze? Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı? Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı? Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı? Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı? Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni? Ve! .. Hangi su bağışlatır? Hangi musalla temizler seni? Bu Nasıl Ayrılık? ...
Bir kum tanesi gibiyim; Soğuk bir yel eserde savurur beni oradan oraya, Kıpır kıpır yüreğimle, Seni düşünüyorum bu yalnızlık gecesinde, Gözyaşları mı saldım yanaklarıma, Nedensiz küsüyor,sebepsiz affediyorum kendimi aslında, Yıllar yılı ardına sığındığım kalbim, Şefkate kanmış zavallı biriyim,hayal kırıklığında yüzen aptal gibiyim, Aşkın karşında… Hatıralarımla dünlerimi suçladım, Bu günlerimi hep haklı çıkardım, Adaletsiz düşlere daldım ve zaaflarımı ele verdim aldattım kendimi, Gururumu hançerleyen bitkin hitabımla anlatamam seni, Ben beni bensiz yaşıyorum ruhumda sığınak ararken, Farkında mıyım? son günlerde acizliğimle insanlar beni suçlarken, Ağlamaktan gözlerim bana küserken;ben hep susmuşum,anlatamamışım, Bir romanın tozlu sayfalarında sakladığım seni, Bir kum tanesi gibiyim şimdi… Engelleyici tepkilerdeyim, Sırların gizli kalmış çürük sevgileriyle gerçeklerindeyim, Gürültüye maruz kalmayı özledim, Sessizliğin sınırlarında, Hasretin en düşük tansiyonunda, Vasat saçlarımın dökülen her telinde aşkım, Parmaklarımla adını yazdım menfaatlerin karşında, Özetlerin yarattığı hayretlerin yanındayım, Hasta bestelerimin afetinde eyle dilde huzur, Rızasını aldım kalbimin benle yolu uzun, Nefsimi mutlak hükmünden çaldım mutluyum, Aşkım bana kızma ben seni severken deliydim ve suskundum, Şimdi bir kum tanesi gibiyim durgunum…
yüreğinin kıyısında boş bir kayığım oysa... dedi adam kadın düşündü yüreğimin kıyısında boş bir ... evet boştu ve sadece kıyısındaydı ne kadın doldurabildi kayığı, ne adam kadını içine aldı. ne yüzebildi kayık ne koparabildi urganını. kıyıda bağlı, salınıp durdu. ne bildiler,ne hissettiler. ve yüzemeyen kayık yabancılaştı inkaretti,unuttu. adam öfkeliydi kadın tek ve uzak tahammülsüzdü adam bağıran yüreğiydi kelimeleri bıçkın delikanlı,gözükara. saplandı kadının canına sevgisine ne olmuştu bilemedi. kadın gördü ki çürütmüştü kayığını o güzelim rengarenk kayığını, tekbaşınalık,bakımsızlık,anlamsızlık. artık biraz eksik,biraz ölü. kadının yüreğine değildi yolculuk. titrek ellerini daldırdı suya yüreği yandı,yüreği dondu. yoktu artık parmakalrı hissiz buz parçası. okyanuslara açıl dedi kadın. birgün... ve bağırdı,ağladı,sızladı kayığın çözdü ipini,izledi dalgalarla gidişini. bağlandığı yer yaralıydı.yosunluydu,lekesizdi. kadın durdu öylece,düşündü öğrenecek miydi yeniden hep yeniden sevmeyi. adam gitti önce kadın gitti önceden de önce. tuzlu su acıttıkça pişirdi pişirdikçe acıttı. şimdi bomboştu kadının denizi.
Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç... Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca, “bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur” diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler... “Senin için ölürüm” derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adma “Hayır, ben senin için ölürüm” diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, “Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak....” Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu, “Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma” Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla karşılaşırdı... Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten.... Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde “satılık” levhası asılı olan. “Ne dersin, bu evi alalım mı?” dedi adama. “Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı...” “Sen istersin de ben hiç hayır diyebilirmiyim?” diye yanıt verdi adam. “Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı... Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık....” Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: “Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut...” Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, “Senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat” diye dil döktü boş yere... Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği... Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, “Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım” diye sözünü kesti arkadaşı. “O, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya....” “Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları” diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı.... Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı... Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın... Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, “son bir kez kucaklamak isterim seni” diyecek oldu ama kadın, “defol” dedi nefretle... İlk celsede boşandılar... Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti... Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. “Sen, buraya ne yüzle geliyorsun” diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. “Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.” dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: “Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldğını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi...” Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu kutuda. İlk kağıtta, “Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem” diyordu... Sırayla okudu; “Seni çok sevdim”, “Seni sevmekten hiç vazgeçmedim”, “Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.” “Fakat benim için ölmeni istemedim” “Şimdi bana söz vermeni istiyorum.” “Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?” son kağıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın... Ve son kağıtta şunlar yazılıydı: “Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım....”
BİR DOSTLA AŞK
AŞK YOKSUN,YOKSULUM
BİR MEKTUP ![]()
TUTTUĞUM HER DİLEKTE SEN VARSIN
Ejderha özellikle çinde büyük bir önem taşıyor. Çünkü ejderha üretkenliğin bir simgesi ve bu yüzden de hiçbir kutlamada eksik olmuyor. Ayrıca bu yıl "Ejderha" yılındayız... İlgilenenlere duyurulur! Gül antik astrolojide Venüs'ün ve aşkın simgesi olarak kabul ediliyordu. Gerçi günümüzde de anlamını hala yitirmeyen gülün yeri her zaman ayrı olacak. Yumurta Yahudilerde, Hıristiyanlarda ve aynı zamanda filozoflar için üretkenlik anlamını taşıyordu. Havva'nın Adem'i baştan çıkartması elmaya bağlanıyor. Herhalde o gün bugündür de elmanın erkekleri baştan çıkarmak için kullanılan bir meyve olarak kabul edilmesi gayet doğal. Gambia'da bir söylentiye göre nehirde beyaz bir timsah görürseniz, çok çocuğunuz olurmuş. Nehirde beyaz timsah gören oldu mu bilinmez ama, ülkemizin beyaz timsah görmeye hiç mi hiç ihtiyacı yok. Hayatını birlikte geçirmeye karar veren çiftlerin ve sonsuz sevginin simgesi olan nişan yüzükleri çok eskilere dayanıyor. Güncelliğini de hala yitirmedi. Gece tanrıçası Sirona'nın simgesi olan ay, aynı zamanda üretkenliğin de bir simgesi. Yılan birçok kültürde görüntüsü ve hareketliliğinden ötürü cinsellikle karşılaştırılıyor. Freud için dik duran herşey erkeklerin cinsel organını simgeliyor, özellikle rüyalarda. Ayrıca daha antik çağda bile dik duran nesneler tanrıların cinsel organını simgeliyordu. Kırmızı dudaklar her zaman kadınların cinselliğe hazır olduklarını ve birşeyleri arzulamaya başladıklarını gösteren bir simge olmuştur. Kurbağ Eskiden kurbağ gören kişinin ikizleri olacağı düşünülürmüş. Ayrıca kadınların kurbağ gördüklerini söylemeleri cinsel ilişkiye girmek istediklerini belirtirmiş.
Genç bir çocuk sevgilisini motorunun arkasına almış hızla yolalıyordu.. Birden genç kız :
-Bi şartla yavaşlarım.. Önce beni sevdiğini söliceksin..
Ertesi gün gazetelerde bir başlık :
Haberin içeriği şöyleydi: İŞTE GERCEK AŞKIN ANLAMI BUYDU...!
...Aşk eski bir hikayedir ama her zaman yepyeni...Ve aşk, öyle engin bir deryadır ki, ne kenarı
vardır, ne de ucu bucağı...
Sana desem ki; ‘Aşk kalbin göklere yükseldiği altın merdivendir.‘ Bilmem yeterli olurmu?
Aşkın ilk soluğu, mantığında son soluğudur. Bitmeyen bir şarkıdır aşk...Dudaklarda türkü, ruhu açan baharın gelişi gibi...Nasıl, nereden gelir bilinmez, öyle sessiz ve güçlü... İnsan kalbindeki gerçek aşk dört nala giden bir attır. Ne dizgin anlar, ne ses dinler... Aşk insanı kılıçsız zapteder ve ipsiz bağlar. Aşkı anlatmak, suya mektup yazmaktan farksızdır. Aşk işte, AŞK... ![]()
««-------คşк-------»»
İlk Aşk
Ne yaparsaniz yapin, ilk askinizi unutmaniz mümkün degildir. Yillar sonra dönüp, "ben ona nasil asik olmustum acaba" diye pismanlikla karisik garip bir duygu da yasayabilirsiniz, olsun. O, size ilk aski tattirmis, en önemli yasam tecrübelerinizden birini yasatmistir. Aranizda geçenler aci bile olsa, dönüp minnetle anacaginiz biri hep var olacak. Daha ne olsun? Yıldırım Aşk
Var mi yok mu tartismasinin içinde degiliz. Diyelim ki var. Demek ki bazilarinin duygulari yagmur olup yagabiliyormus. Yildirim askla baslayip yillar süren beraberlikler de var üstelik. Barda oturan kadini/erkegi görüp "bu aksam nasil yataga atarim?" diye düsünenlerden bahsetmiyoruz elbette. Sözünü ettigimiz gerçek yildirim ask. Tek dikkat edilmesi gereken, sürekli yildirim aska tutulanlarin genellikle kendi yarattiklari illüzyonun pesinden kosmalari, gerçekle karsilastiklarinda da yeni bir illüzyon yaratmalaridir. Olanaksız Aşk
Bazen yolda yürürken rastlariz, bazen en yakinimizda bulunabilirler. "Bu ikisi bir araya nasil gelmis?" diye düsünürüz. Kendi basimiza geldigi de olmustur, pedini saga sola birakan bir kadin ya da televizyondaki futbol maçini seyrederken daha önce hiç duymadiginiz küfürler eden bir adam. Aman Allahim?" dersiniz. Ama olmustur bir kere. Her askin olanaksiz bir tarafi vardir gerçi, çogunlukla bunlari görmemeyi yegleriz. Ama bu olanaksiz taraflar bazen o kadar agir basar ki, askin hem kaynagi, hem iddiasi, hem motorize gücü, hem de terminatörü olurlar. Yasak Aşk
Men edilmis, engellenmis ve çogu zaman da yasadisidir. Ama asigin gözü görmez ki... Belki de aski ask yapan bu "illegal" tarafidir. Kimbilir? Platonik Aşk
Onu görmek bile sizi heyecanlandirirken, o sizin yaninizdan, geçip gider. Siz heyecandan sapir sapir titrerken, o isiyle mesgul olur. O sizin için hayatinizdaki en önemli kisiyken, siz onun için siradan birisinizdir. Hem asik hem de salak hissedersiniz kendinizi... Davranislarindan, konusmalarindan isaretler alip, umutlanir, bozulur, küsersiniz. Insanin bir kereligine bu duruma düsmesi, tecrübesizlikle yorumlanip, bagislanabilir. Ancak, bir kereden fazla basiniza geldiyse, oturup kendi hakkinizda düsünmenizde yarar var. ![]() SEVGİLİLER GÜNÜ'nünTARİHÇESİ
Sevgiler Günü nün başlangıç tarihi eski Roma İmparatorluğu zamanına uzanıyor. Eski Roma da 14 Şubat günü bütün Roma halkı için önemli bir gündü. Çünkü bu günde Roma tanrı ve tanrıçalarının kraliçesi olan Juno ya duyulan saygıdan ötürü tatil yapılırdı. Juno ayrıca Roma halkı tarafından kadınlık ve evlilik tanrıçası olarak da biliniyordu. Bu günü takip eden 15 Şubat gününde ise Lupercalia Bayramı başlıyordu.
Bu bayram halkın genç nüfusu için büyük önem taşıyordu. Bunun nedeni ise yaşantıları kesin kurallar ile sınırlandırılmış, bunun doğal sonucu olarak bir birliktelik yaşama şansı olmayan bu gençler sadece bu bayram süresince bile olsa birbirlerinin partneri oluyorlardı. Hangi genç bayanın hangi genç erkek ile bir çift oluşturacağı eski bir gelenek olan ve Lupercalia Bayramı nın arife günü yapılan bir çekiliş ile belli oluyordu. Romalı genç kızlar isimlerini küçük kağıt parçalarının üzerine yazıp bir kavanoza koyuyorlardı. Genç Romalı erkkeler ise kavanozdan bu kağıtları çekerek üzerinde hangi kızın ismi yazıyorsa o kızla bayram eğlenceleri boyunca beraber oluyorlardı. Bu birliktelikler birbirine aşık olan çiftler için bayram süresinin dışına taşıp genellikle evlilikle sonlanıyordu.
İmparator 2. Claudius, Roma yı kendi katı kuralları ile zalimce yöneten bir hükümdardı. Onun için en büyük problem ordusunda savaşacak asker bulamamaktı. Ona göre bu durumun tek sebebi Romalı erkeklerin aşklarını ve ailelerini bırakmak istememeleriydi. İşte bu yüzden Roma daki tüm nişan ve evlilikleri kaldırdı. Aziz Valentine de Claudius un hükümdarlığı zamanında Roma da yaşayan bir papazdı. Kendisi gibi papaz olan Aziz Marius ile birlikte Claudius un yasağına rağmen gizlice çiftleri evlendirmeye devam etti. Ancak imparator bu durumu bir süre sonra öğrendi. Aziz Valentine insanları evlendirmeye devam ettiği için tutuklandı ve yaptıklarının cezası olarak sopa ile dövülerek öldürüldü. Milattan sonra 270 yılının 14 Şubatı Hristiyan şehitliğine gömüldü.
Aynı zamanlarda Roma daki putperestler, şubat ayı içinde kutlanan Lupercalia Bayramı nı kendi putperest tanrıları için kutluyorlardı. Bayram öncesi yapılan geleneksel çekilişi ise seromoniye bağlı kalarak kendileri için uygulamaya başladılar. Hristiyan Kilisesi nin ilk kurulduğu yıllarda hizmet veren papazlar bu törenlerin, özellikle de evlenmemiş gençlerin putperestler ile birlikte anılmasından rahatsız oldukları için bir çözüm buldular. Bu gençlerin isimlerinin azizlerle birlikte anılmasını istedikleri için Lupercalia Bayramı nın başladığı günü Aziz Valentine Günü olarak kutlamaya başladılar. O gün bugündür her yılın 14 Şubat I Sevgililer Günü olarak kutlanmaya devam ediyor ve yeryüzünde kadın ve erkek beraber olduğu sürece de kutlanmaya devam edecek gibi.
SAINT VALENTINE VE SEVGİLİLER GÜNÜ
Milattan sonra ilk yüzyıllardan beri her yıl şubat ayının ondördünde kutlanan Sevgililer Günü nün başlangıcı ile ilgili o günden günümüze kadar gelmiş çeşitli efsane ve hikayeler var. Bazı kaynaklara göre bu özel günün kutlanma sebebi Hristiyanlığı seçtiği ve bu inancından vazgeçmediği için öldürülen Romalı Aziz Valentine. 14 Şubat 270 yılında ölen Valentine nin ölüm günü o günden sonra Sevgililer Günü olarak kutlanmaya başlanmış. Efsanenin başka bir yönü ise Aziz Valentine nin İmparator Claudius hükümdarlığı ile aynı dönemde bir tapınakta papaz olarak hizmet vermesi ile ilgili. Claudius Valentine i emirlerine uymadığı ve kendisine başkaldırdığı için tutuklatıp öldürdü. Bu olaydan 226 yıl sonra 496 da Papa Gelasius Aziz Valentine i onurlandırmak için Şubat 14 ü Aziz Valentine Günü olarak belirlemiştir.
Yıllar geçtikçe yavaş yavaş Şubat 14 sevgililerin, aşıkların birbirlerine aşk mesajları yolladığı bir gün haline geldi. Bununla pararel olarak Aziz Valentine de bütün sevenlerin koruyucu azizi haline gelip böyle anılmaya başlandı. Sevgililer Günü, 1800 yıllardan sonra Amerika da Esther Howland ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana günümüzde daha çok sayıda insanın kutladığı toplumsal bir olay haline geldi. Bunun doğal sonucu olarak olayın ticari yönü çok gelişti. Neredeyse herkes her yıl 14 Şubat ta sevgililerine veya eşlerine bu günün ruhu ile bütünleşen, karşı tarafa sevgilerini anlatan hediyeler veriyor. Bu hediyelerin başında ise sade ama bir o kadar anlamlı çiçekler geliyor. Sevginizi alacağanız çikolata veya yollayacağınız bir kart ile de anlatmanız mümkün. Kısacası bu özel günde yanınızda gerçekten sevdiğiniz birisinin olması ve sevginizin karşılığının olduğunu bilmek herhalde hepsinden çok ama çok daha önemli.
Ne güzel sey seni seviyorum demek Çünküsü yok, nedeni yok sevmenin Sesini duymak istiyorum uyumadan önce Daha bir güzellestim son günlerde Senin sevdigin gibi topluyorum saçlarimi, iyi ki dogdun iyi ki varsin. ««--мιzαн νє єğℓєη¢є--»» уαѕαℓ υуαяı:вυ вöℓüм тєявιуєѕιz ѕözℓєя ιçєямєктє∂ιя.
ANAM BABAM Yüzbaşının çok sevdiği ve güvendiği Onbaşı Mehmet`in cezalandırdığı er, yüzbaşının karşısında : -Komutanım benim bir şikayatim var. -Söyle. -Mehmet onbaşı beni döğdi. -Git, ben onun cezasını veririm. -Ama yüzbaşım; hem döğdi , hem söğdi. -Anladım, git cezasını veririm. -Anama babama laf etti. -Git cezasını veririz dedik ya. -Benim anam da yohtur, babam da yohtur. -Allah rahmet eylesin.Benim de öyle.Sen git anladım. -Ama yüzbaşım, Mehmet onbaşı benim anama da laf etti , babama da laf etti.Anam da yohtur, babam da yohtur.Anam da sensin, babam da sensin. Yüzbaşı : -Derhal koş; çağır Mehmet Onbaşı`yı buraya! dedi SOĞUK ESPİRİLER MÜSLÜM BABA Hakan Taşıyan ilk çıktığında "arabeskin yeni peygamberi benim" diye bir açıklama yapar.
Müslüm Gürses'e de bu açıklama hakkında ne düşündüğünü sorarlar. Cevap: -Ben öyle bir peygamber gönderdiğimi hatırlamıyorum... -Niye attın saati havuza? -Nasıl yüzdüğünü görmek için.
-Peki, kurdun mu?
-Hayır.
-Enayi, hiç kurmadan yüzer mi??
***Adamın biri birgün kafasını ıslatmadan şampuanlamaya başlamış. Annesi de: -Olm hiç saç ıslatılmadan şampuanlalnır mı? deyince adam: ama anne bu şampuan da "kuru saçlar için" yazıyor!!!
Bu sayfada ![]() dakika ![]() saniye misafirim oldunuz .....VE KOMİK VİDEOLARIMIZ Zayıf nokta:-->>tıklayınız Bu ne bişim surat:-->>tıklayınız Mehmet Ali Erbil(final):-->>tıklayınız Hücum borusu:-->>tıklayınız Gözlerini arabadan ayırma:-->>tıklayınız Kurufasülye korosu:-->>tıklayınız Romantik an:-->>tıklayınız İçinizdeki bomba:-->>tıklayınız Monalisa:-->>tıklayınız Düşüyoooor!!:-->>tıklayınız Küfürlü oldukları için az bilinen atasözlerimiz «««---кσмιк ƒıкяαℓαя---»»» KOMİK FIKRALAR
SIFIRDAN Bir kadınla en çok kimin birlikte olabileceği konusunda bir yarışma yapılıyormuş, dayanırsa kadın dayanamazsa yarışmacı büyük ödülü alacakmış. Nam-ı Kemal de oradaymış. Her postadan sonra da duvara çarpı atılıyormuş. Alman başlamış 1,2,3.. tıkanmış. İngiliz başlamış 3,5,7.. o da tıkanmış. Fransız 15,20.. derken o da kalmış. Bizim Nam-ı Kemal başlamış 70,80,90 derken durmak bilmiyor. Bakmış kadın iş kötü, Nam-ı Kemal'in duracağı yok, 95.yi yaparken "yok efendim bu 94." diye tutturmuş. Nam-ı Kemal, "Olur mu hanfendi 95 oldu, burada boşuna mı çarpı atıyoruz, sayıyoruz" dese de kadın dinlemiyor, "hayır bu daha 94." diyormuş. En sonunda bizimki zıvanadan çıkmış: - "Başlarım şimdi çarpına da sana da, sil hepsini sıfırdan başlıyoruz." TEMEL VE MAYMUNU Nasa uzay üssünde yeni bir deneme yapılıyormuş. Gönüllü başvuranlar arasından Temel, astronot adayı olarak seçilmiş. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel; 3 aylik ikinci bir eğitim ile iyi bir astronot olabilmiş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmış. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel'in ilk işi; kendisine sıkı sıkıya söylenildiği gibi zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak olmuş. Maymunun görevleri: "Yerküre ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak; her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak; füze içindeki hava basıncı, ısı, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek; yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek..." diye devam ederken; okumaktan sıkılan Temel, kendi görev kartını açmış : "Maymunu iyi besle!" TESADÜF BU YAKopenhag'da bir genç doğum kliniğine girip danışmaya başvurdu: — 48 numaralı odada Nöbetçi hemşire sordu:
Bu sırada hemşirenin yanında duran hanım hemen atıldı: — Öyle mi? Çok memnun oldum tanıştığımıza. Ben yorumsuz köşemiz.resimler hakkındaki görüşlerinizi bekliyorum ![]() 5月21日 FORUM SİTEM AÇILMIŞTIR.duyuru duyuru duyuru
|
||||||||||||||||
|
|